Polikliniklerimiz

Giresun Kent Hastanesi Polikliniklerimiz

Özel Giresun Kent Hastanesi

Hastanelerimiz, çocuk hastalıkları bölümü konusunda son derece deneyimli ve uzman hekim kadrosu ile sizlere en iyi hizmeti sunmayı amaç edinmiş olup, modern ve ileri teknoloji ile donatılmış Yeni Doğan Yoğun Bakımı, Çocuk Polikliniği, Çocuk servisi ile tam teşekküllü olarak hizmet vermektedir.    

Doğum sonrasında bebeklerimiz hemşirelerimizin gözetiminde annelerin yanında 24 saat takip edilerek ve uzman çocuk doktorlarımızın kontrolünde tüm rutin kontrolleri ve tetkikleri yapılmış olarak taburculukları sağlanmaktadır. Olası erken doğum veya problemli doğumlarda da Yeni Doğan Yoğun Bakım ünitemizde tedavileri en iyi şekilde yapılmaktadır.    

Çocuk polikliniklerimizde sağlıklı bebeklerin kontrolleri ve aşıları takip edildiği gibi, doktor muayenesi öncesi ve sonrasında çocukların rahat etmeleri için oyun alanı ve güvenlik çemberi mevcuttur.   

Polikliniklerimizde randevu sistemi randevu alınarak muayene yapılabilmekte olup, acil vakalarda acil servisimiz ve Çocuk Polikliniği hekimlerimizin koordinasyonu ve işbirliği ile anında müdahale edilerek sizlere hizmet vermektedir.

Özel Giresun Kent Hastanesi

Beyin, omurilik ve sinir sistemiyle ilgili tüm cerrahi girişimler, uluslararası standartlarda modern tıbbın tanı ve cerrahi yöntemleri kullanılarak yapılmaktadır. 

Ameliyathane donanımı, ameliyat sonrası hasta bakım ve takiplerinin hassasiyetle sürdürüldüğü yoğun bakım servisiyle 7 gün 24 saat hizmet vermektedir.     

Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Bölümlerimizde, yatan hasta hizmetlerinin yanı sıra acil klinik ve poliklinik hizmetleri de verilmektedir. Çocukluk çağı beyin cerrahisi operasyonları, beyin tümörleri, anevrizma cerrahisi, acil bel-boyun ve omurilik travması cerrahisi, sinir cerrahisi, acil kafa travması cerrahisi, bel ve boyun fıtıklarının tedavisi tüm hastanelerimizde verilen beyin cerrahisi hizmetleri arasındadır.

Özel Giresun Kent Hastanesi

İç Hastalıkları (Dahiliye), erişkin hasta grubunun büyük bir çoğunluğunun sağlık problemlerinin teşhisi ve çözümü ile ilgili ana bölümdür. Genel dahiliye modern tıbbın tüm klinik branşları için temel teşkil etmektedir.    
Günümüzdeki bilimsel gelişmelerin ışığında ayrıntılı fizik muayene doğrultusunda gerekli modern tetkikler, laboratuar (kan, idrar, dışkı vb.), radyolojik incelemeler (röntgen, ultrasonografi, mammografi, bilgisayarlı tomografi, kemik yoğunluğu, vb.), gerekli durumlarda endoskopik incelemeler (üst gastrointestinal sistem endoskopisi, kolonoskopi, vb.) ve EKG, Ekokardiyografi gibi gerekli tüm tetkikleri kullanarak hastalıkların erken ve kesin tanısını sağlar.    

İç Hastalıkları Bölümü, üst ve alt solunum yolu hastalıkları, ateşli hastalıklar, hipertansiyon, şeker hastalığı, tiroid hastalıkları, kolesterol ve trigliserid yükseklikleri, sindirim sistemi hastalıkları (gastrit, ülser, reflü, spastik kolit, vb.), karaciğer ve safra kesesi hastalıkları, akciğer hastalıkları (kronik bronşit, amfizem, astım vb.), böbrek hastalıkları, kansızlık ve kan hastalıkları tanı ve tedavisi, çeşitli kanser hastalıklarının erken tanısı, romatizmal hastalıklar, kas ve iskelet sistemi hastalıklarını kapsar.      

Genel Dahiliye Bölümünde konulan teşhis doğrultusunda gerektiğinde gerek iç hastalıkları yan dalları-endokrinoloji, gastroentroloji, romatoloji, vb. gerekse kardiyoloji, tüm cerrahi bölümler ile işbirliği içinde, gerektiğinde hastayı ilgili bölüme sevk ederek hastanın tüm sağlık problemlerinin çözümü için uğraşır.

Özel Giresun Kent Hastanesi

Kalp hastalıkları ve özellikle koroner damar hastalığı dünyada olduğu gibi ülkemizde de başta gelen ölüm nedenidir. Kalp hastalığına bağlı ölümlerde son bir yılda 92 bini erkek, 61 bini kadın olmak üzere toplam 153 bin kişinin hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. 

Koroner Arter Hastalığı Nedir?

Vücudumuzdaki organların canlılığını koruyabilmeleri ve görevlerini yapabilmeleri için oksijen ve besin maddelerine gereksinimleri vardır. Gerekli olan oksijen ve besin maddeleri organlara atardamar (arter) yoluyla kan ile taşınır. Kanın atardamarlara pompalanması işini kalbimiz yapar.   Kalbimizin de görevini yapabilmesi için beslenmesi gereklidir. Kalbin kendisini besleyen damarlara “koroner damar” (koroner arter) denmektedir. Koroner arterlerde damar sertliği (ateroskleroz) sonucu oluşan daralma veya tıkanma neticesinde kalbimiz yeterince beslenemez ve görevini aksatır.   Sonuçta pompa görevi aksadığından kan aracılığıyla organlarımıza ulaşan oksijen ve besin maddeleri azalır ve zamanla çeşitli organlara ait belirtiler ortaya çıkar. 

 

Koroner Arter Hastalığı Risk Faktörleri 

-Yaş ve cinsiyet  

-Aile Öyküsü

-Sigara içmek

-Hipertansiyon (Kan basıncı yüksekliği)

-Diyabet (Şeker hastalığı)

-Hiperlipidemi (Kolesterol yüksekliği)

-Şişmanlık

-Fiziksel aktivite azlığı  

Özel Giresun Kent Hastanesi

Genel Cerrahi Bölümü hizmetleri en son teknolojik tanı olanaklarının desteğinde 7 gün 24 saat görev başındaki uzman hekim kadrosu ve özel donanımlı ameliyathaneleriyle ve poliklinik uygulamalarıyla hizmet vermektedir.   

Genel cerrahi, vücutta sistemik ve yerel sorunların cerrahi yöntemlerle tedavisi yanında, genel prensipler (yara iyileşmesi, yaralanmaya metabolik ve endokrin cevap gibi) konuları içeren ve gelişimleri açısından pek çok cerrahi ve temel tıp dalını etkilemiş bir teknik disiplindir.   Cerrahi kelimesi Latince’de ‘chirurgiae’ teriminden köken almakta ve ‘el işi’ anlamına gelmektedir. Cerrahi, tıbbın en eski dallarından biri olup ilaçla ya da diğer tedavi yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı bozukluklarının ameliyatla onarılması ya da hastalıklı organın kesip çıkarılarak doğal ve uygun şekline dönüştürülmesi esasına dayanır.   

Ameliyat türleri çoğunlukla organ veya bağlı bulunduğu sistemin adı ile anılmaktadır. Guatr (tiroid bezi), meme, yemek borusu (özofagus), mide, ince barsak, kalın barsak, rektum, anüs, fıtıklar, karaciğer, safra kesesi, safra yolları, endoskopik ve laparoskopik cerrahi girişimleri Genel Cerrahi alanına girmektedir. Sistemlere göre ayrıldığında ise; guatr ameliyatları, meme ameliyatları, yemek borusu, mide, onikiparmak barsağı, ince barsak, kalın barsak, rektum ve anüs bölgesi ameliyatları, karaciğer ve fıtık ameliyatları Genel Cerrahi’nin kapsamına girer.   

Genel Cerrahi bazı olgularda sadece ameliyat ile değil koruyucu hekimlik ile ameliyattan korunmayı da hedefler. Genel Cerrahi'nin bir diğer ilgi alanı da travmatolojidir. Travmalı hastalarda sıklıkla çoklu organ sistemi yaralanmalarının var oluşu nedeniyle Ortopedi, Nöroşirurji, Üroloji bölümleri ile birlikte hareket edilmektedir. Özellikle şiddetli çoklu organ yaralanmalarında, tüm bu tıp dallarının eşgüdümünü Genel Cerrahi Bölümü üstlenmektedir.   Hastanemizin Genel Cerrahi Bölümü’nde toplum sağlığının geliştirilmesi konusundaki sosyal sorumluluk bilinciyle, kalınbağırsak kanseri ve meme kanseri tanı ve takip programları yapılmaktadır.  

Giresun Özel Kent Hastanesi - 0 454 212 18 28

Göz Hastalıkları Bölümleri’nde çocuk ve yetişkin hastaların göz hastalıklarının tanı ve tedavisinin yanı sıra, kontak lens ve gözlük uygulamaları da en ileri teknolojik olanaklar kullanılarak dünya standartlarında yapılmaktadır. Özel Giresun Kent Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümleri’nde rutin bir göz muayenesinin ilk adımını hastanın görme sorunuyla ilgili şikayetlerinin dinlenmesidir. Şikayetlerin özelliklerine göre rutin bir göz muayenesinde öncelikle, dış görünüm itibariyle kaşlar, göz kapakları ve gözlerin bakış pozisyonu gözlenir. Bilgisayarlı ORM (Otorefraktometre) ve retinoskop yardımıyla hastanın refraksiyon kusuru ölçülür. Her iki gözün gözlüksüz ve gözlüklü görme keskinlikleri tespit edilir. Biomikroskopi muayenesinde kirpikler, konjoktiva, kornea ve gözün diğer ön segment elemanları dikkatlice muayene edilir. Ardından göz tansiyonları ölçülür. 

Kırma Kusurları (Refraksiyon) 

Işık ve cisimlerin görüntüleri gözün saydam tabakası (kornea) ve lens tabakasında kırılarak retina üzerinde görme noktasına ulaşırlar. Normal bir gözde dışarıdan gelen ışınlar kornea ve lenste kırılarak görme merkezine düşerek net görüntüyü sağlar. Kırma kusuru ile birlikte korneada, lenste, görme tabakasında veya görme sinirinde bozukluklar meydana gelebilir. Kırma kusuru olan kişiler her yıl düzenli göz ve göz dibi muayenesinden geçmelidir. Kırma kusurlarının en önemli belirtileri görme azlığı gözlerde ağrı ve rahatsızlıktır. Uzağı görememe (miyopi), yakını görememe (hipermetropi), gözün yatay ya da dikey kırıcılarının farklı olması (astigmatizma) ve yaşa bağlı yakını görememe bozukluğu (presbiyopi) kusurlara verilen adlardır. Kırma kusurları olan kişiler net görebilmeleri için çeşitli alternatifler vardır. Uygun gözlük, lens ya da excimer lazer tedavisiyle kırma kusurları düzelebilir. Göz muayenesi ile retina dekolmanı, hipertansiyon, beyin tümörü ve vücuttaki çeşitli hastalıklara ait belirtiler saptanabilir. 

Katarakt ve Tedavisi (Facoemülsifikasyon) 

Katarakt gözün içinde bulunan doğal merceğin saydamlığını kaybetmesidir. % 90 oranında yaşa bağlı ortaya çıkar ama bebekler dahil her yaş grubunda görülebilir. Ağrısız görme kaybı, kamaşma veya ışığa duyarlılığın artması, renklerde soluklaşma ve sararma, gece görüşün bozulması kataraktın sık rastlanan belirtilerindendir. Kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Hastanelerimizde dünyada geliştirilen son yöntem FAKO (Facoemülsifikasyon) tekniği ile katarakt ameliyatı yapılmaktadır. Göz içine konulan merceğin kalitesi ve cinsi ameliyat başarısını etkileyen en önemli faktörlerdendir. Hastanelerimizde FDA (Amerika Sağlık Bakanlığı) onaylı Amerika üretimli ALCON ACRYSOF marka göz içi mercekleri kullanılmaktadır. 

Glokom ve Tedavisi (Göz Tansiyonu)

sebebiyle sıvının yeterli miktarda boşalmaması ve buna bağlı olarak göz içi basıncının yükselmesi sonucu oluşur. Yükselen göz basıncı görme sinirine hasar verir ve sinir ölümüne neden olur. Sinsice ilerleyerek hiçbir belirti vermeyen göz tansiyonu yükselmesi, ani körlüğe neden olabilen hastalıktır. Görme bulanıklığı, şiddetli göz ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve hareli görme glokomun bulguları arasındadır. Doktorunuz tarafından yapılan düzenli göz muayenesi glokomun saptanması için en etkili yöntemdir. Glokom nedeniyle gözde gerçekleşen görme kaybı geri döndürülemez. Damla tedavisi, lazer cerrahisi (argon lazer) ve cerrahi müdahaleler daha ileri kayıpların meydana gelmesini engellemek için uygulanır. Görme siniri durumunu belirlemek için tetkik yöntemleri olarak korneal pakimetri ve bilgisayarlı görme alanı uygulanmaktadır. 

Şaşılık 

Bir noktaya bakarken gözlerin paralellik durumunun bozulmasına şaşılık denir. Şaşılığın nedenleri; gözlük ihtayacı olupta kullanılmaması, gözü hareket ettiren kaslardaki anormallik, konjenital ve nörolojik problemler olabilir. Kayma Paternleri: İçe kayma (Esotropya) Dışa kayma (Ekzotropya) Aşağı Kayma (Hipotropya) Yukarı Kayma (Hipertropya) Şaşılık tedavisinde amaç görmenin arttırması baş pozisyonunun çift görmenin düzeltilmesi, göz hareketlerinin sağlanması ve estetik yakınmaların giderilmesidir. Cerrahi yöntemlerle şaşılık tedavi edilir. 

Oküloplastik Cerrahi 

Göz kapağının içe veya dışa dönmesi, göz etrafındaki kırışıklıkların düzeltilmesi, alt kapaktaki torbaların giderilmesi, göz yaşı kanal tıkanıklığının operasyonları, göz kapaklarının doğuştan, yaşlılığa bağlı ya da travma sonucu oluşan şekil bozuklarının giderilmesi, protez göz yapımı ve göz tümörlerini tedavisi ile ilgili branştır. 


Retina Hastalıkları

-FFA(Fundus Fluorescein Anjiyografi) -Argon Lazer Fotokoagülasyon 

Özel Giresun Kent Hastanesi

Kadın Hastalıkları ve doğum ile ilgili genel tanı ve tedavi hizmetlerinden başlayarak, menopoz ve osteoporozdan, riskli ve normal gebeliklerin takibine, jinekolojik kanserlerin tanı ve tedavisine pek çok alanda hizmet veriliyor. 

Genel Jinekoloji Hizmetleri 
Ergenlikten başlayarak, menopoz dönemine kadar her yaştan kadının, tüm sağlık sorunlarının tanı ve tedavisinin yapılarak, rutin kontroller ile önleyici hekimlik uygulamalarının da başarıyla gerçekleştirildiği poliklinik hizmetleri verilmektedir.   Hastalıklara neden olan enfeksiyonlar başta olmak üzere, kasık ağrısı, adet düzensizliği, jinekolojik kanserlerin erken teşhisi için ultrasonografi incelemeleri, PAP-smear testi, kolposkopi ve rutin jinekoloji muayeneleri yapılmaktadır 

Gebelik ve Yüksek Riskli Hamilelik Takip Hizmetleri 
Kadınların hayatındaki en önemli ve hassas dönemlerden biri de hamilelik sürecindir. Hastanelerimizdeki gebelik poliklinikleriyle, anne adaylarının yanında oluyor ve bu süreci bebekleri ve kendileri açısından sağlıklı tamamlayabilmeleri için çalışıyoruz.   Hamileliğin başladığı haftadan itibaren, doğuma kadar tüm anne adaylarının takipleri standart olarak ultrason cihazları ile gerçekletilmektedir. Tanıya yönelik yapılan rutin testler arasında ikili test, fetal ense kalınlığı ölçümü, üçlü test, şeker tarama testi, servikal uzunluk ölçümü, fetal monitörizasyon gibi incelemeler bulunmaktadır.   Hamileliğin gelişimine göre normal, sezaryen veya epidural anestezi ile doğum seçenekleri de başarıyla gerçekleştirilmektedir. 

Özel Giresun Kent Hastanesi

Ortopedi ve Travmatoloji bölümlerinde kas ve iskelet sisteminin hastalıkları ve yaralanmalarında tanı ve tedavi hizmetleri sunulmaktadır. 

Bölümde sıklıkla karşılaşılan ortopedik hastalıkların yanı sıra özellikle ülkemizde kırık ve çıkıklara ve onların geç sonuçlarına bağlı ortaya çıkan yapısal bozukluklara tedavi hizmetleri verilmektedir.

Yoğun olarak karşılaşılan travma olguları dışında, 
-Spor yaralanmaları, 
-Kalça ve diz eklem protezleri, 
-Deformite ve kısalık, 
-Omurga hastalıklarının, 
-Omuz hastalıklarının, 
-Ayak hastalıklarının, 
-Kas ve iskelet sistemi tümörlerinin, 
-Doğumsal anomalilerin, 
-Sinir kökenli kas ve kemik hastalıklarının tedavisi yapılmaktadır. 

Özel Giresun Kent Hastanesi

Giresun Kent Hastanesinde Kulak Burun Boğaz Hastalıkları hizmetleri kapsamında, poliklinik hizmetleri ve tedaviler gerektiğinde yatırarak hastalıkların ilaçla medikal ve cerrahiyle tedavileri yapılmaktadır. Poliklinik, laboratuvar, radyolojik tetkikler ve odiyolojik tetkikler sonrası hastalarımızın hemen tamamında hastanelerimizde tanı koyup tedaviye geçilmektedir. KBB muayene odaları klasik muayene gereçlerinin yanı sıra endoskopik muayenelere de olanak veren endovizyon sistemi ile donatılmıştır. Ameliyathanelerimizde hastanın konforu ve başarılı bir ameliyat sürecine katkı sağlayacak gerekli cerrahi setlerle donatılmıştır. Bu setler, endoskopik sinüs cerrahisi, orta kulak ve mastoid cerrahisi alanlarındaki hekim pratiğine katkı sağlayan donanımlar olarak ön plana çıkmaktadır. Ameliyathanelerimizde baş ve boyun bölgesinin büyük kanserlerinin ameliyatları da başarıyla gerçekleştirecek tıbbi donanım, hekim kadrosu ve yoğun bakım hizmetleri bulunmaktadır. 

Hastanemiz Bünyesinde Tedavi Edilen KBB Hastalıklarının Belli Başlıları: 

 1. Otoloji ve Nörootoloji (Kulağı Ve Kulakla Beyini Ortak İlgilendiren Hastalıklar) :

 • Dış kulak yolunun tüm hastalıkları
 • Orta kulak hastalıkları: Akut ve kronik iltihapları, orta kulak ve iç kulak bağlantısında kireçlenme (otoskleroz)
 • İç kulak ve Gerisinin Rahatsızlıkları: Labirentit, Vestibüler Nörinit gibi iç kulağın iltihabi rahatsızlıkları
 • Meniere Hastalığı, Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo gibi baş dönmesinin ön planda olduğu rahatsızlıklar

 2- Rinoloji ve Allerji (Burun Hastalıkları):
 • Burun kemiği eğrilikleri, polipler ve burun içi kanserleri
 • Akut ve kronik sinüzitleri tedavileri
 • Mevsimsel ve Süregen Allerjik Burun Nezleleri

 3- Stomatoloji ve Orofarenks Hastalıkları:
 • Ağız İçinin iltihabi, kistik ve tümöral hastalıkları
 • Bademciklerin ve geniz etinin iltihapları ve büyümeleri
 • Horlama sebepleri ve tedavileri

 4- Larengoloji:
 • Ses teli ve civarının iltihabi hastalıkları(Larenjitler), ses teli nodüller, gırtlak kanserleri
 • Konuşma bozuklukları

 5- Baş ve Boyun Cerrahisi Hastalıkları

 6- Burun Estetiği, Kepçe Kulak Benzeri Estetik Operasyonlar . 

Giresun Özel Kent Hastanesi

Üroloji Bölümümüz konusunda tecrübeli kadrosu ile tüm ürolojik hastalıkların tanı ve tedavisinde hizmet vermektedir. İyi huylu prostat büyümesi, prostat kanseri, mesane kanseri ve böbrek kanserinde hem açık hem de kapalı (endoskopik ya da laparoskopik) cerrahi yöntemleri uygulanmaktadır. 

Laparoskopi Teknolojisi

Prostat kanserinin tedavisinde ise son yıllarda tüm dünyada oldukça ilgi duyulan ve ülkemizde de sadece belli başlı birkaç merkezde uygulanan laparoskopik kapalı yöntemi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.

Bu yöntemde de en önemli avantaj ameliyat sırasında minimal kan kaybı ve ameliyat sonrası dönemde çok az ağrının olması ve hızlı iyileşme süredir. Kanserin kontrolünde açık cerrahi ile arasında hiçbir fark bulunmamakla beraber, fonksiyonel organların normal gözün 10 katı büyüklükte görmesi ile daha iyi korunma avantajına da sahiptir.

Bu avantajları ile böbrek kanserinin tedavisinde de laparoskopik tedavi yöntemi uygulanmaktadır. 1 cm.lik 2 ve ½ cm.lik 2 delikten yapılan laparoksopik yöntemde hastaya büyük cerrahi kesi yapılmadığından oldukça önemli ağrı, iyileşme ve kozmetik avantajlara sahiptir.

Bütün dünya da erken evre böbrek tümöründe standart tedavi haline gelmiş olan laparoskopik yöntem ile başarılı sonuçlar merkezimizde de alınmakta ve hastalar tarafından tercih edilmektedir. 

Giresun Özel Kent Hastanesi

Hastanemizin Dermatoloji Bölümünde, tüm deri hastalıklarının tanı ve tedavisine yönelik hizmetlerin yanı sıra, yüksek kalitede, medikal ve dermatolojik cerrahi girişimlerin yapıldığı bölümlerimizdir. Özellikle Deri Kanserlerinin erken tanı ve tedavisine yönelik oldukça başarılı sonuçlar elde etmektedirler.   Deri Kanserlerinden sonra önemli hastalıklar arasında bulunan, mantar, akne tedavisi ve takibi, alerjik egzamalar, ben takibi gibi konularda bölümlerimizin uzmanlık alanlarıdır. 

Hizmetlerimiz: 

  • KLİNİK KAPSAM Mantar hastalıkları 
  • Sedef hastalığı (Psoriasis) Egzamalar Saç ve tırnak hastalıkları Frengi bel soğukluğu gibi zührevi hastalıklar
  • Deri kanserleri
  • Doğum lekeleri
  • Saç dökülmeleri
  • İlaç alerjileri
  • Ergenlik sivilceleri
  • Genetik geçişli deri hastalıkları
  • Sağlıklı deri bakımı

Özel Giresun Kent Hastanesi

GEBE BESLENMESİ

 

SAĞLIKLI YAŞAM SAĞLIKLI BESLENME İLE MÜMKÜNDÜR,

SAĞLIKLI BESLENME İSE ANNE KARNINDAN İTİBAREN BAŞLAMALIDIR.

 

Bebek bekleyen anneler hem kendilerini hem de bebeklerinin gelişimlerini düşünerek beslenmelidirler.

 

Anne ve bebeğin sağlıklı beslenmesi için; annenin yaşı, gebelik sayısı, gebe kalmadan önceki kilosu göz önüne alınarak beslenme programı oluşturulmalıdır. Kısaca anne, vücudundaki yağ, su, kas oranlarını dengede tutmak, anne karnındaki bebeğin sağlık büyüme ve gelişmesini sağlamak ve emzirmeye hazırlanmak için yeterli ve dengeli beslenmek zorundadır.

 

Gebelikte yetersiz ve dengesiz beslenme bebek ve anne için birçok sağlık sorunlarına neden olabilir. Örneğin bebeğin boy uzunluğu genetik olarak düzenlenmiştir ama vücudundaki yağ miktarı annenin beslenmesi ile de ilişkilidir.

 

Sağlıklı yetişkin gebe kadınlar gebelik süresince toplam 10 – 14 kg. (ayda yaklaşık 1-1,5 kg.) almalıdırlar. Gebeliğe düşük kilo ile başlayan ve gebelik süresince yeterli kilo almayan annelerin bebeklerinin 2500 gr. civarında olma olasılığı vardır. Aşırı kilo ile gebe kalıp gebelik süresince fazla kilo almalarında ise iri bebek doğurma riski fazladır.

 

Olması gereken kilodan daha az kiloda gebe kalan anne adaylarının (Beden Kitle İndeksi BKİ=20) gebelik süresince alacağı toplam kilo 12,5 – 18 kg. arasında olmalıdır.

 

Normal kiloda gebe kalan anne adaylarının (Beden Kitle İndeksi BKİ=20 - 25) gebelik süresince alacağı toplam kilo ise 11,5 – 16 kg. arasında olmalıdır.

 

Fazla kiloda gebe kalan anne adaylarının (Beden Kitle İndeksi BKİ=25 - 29) gebelik süresince alacakları toplam kilo ise 7 – 11,5 kg. arasında olmalıdır.

 

Obez durumda gebe kalan anne adaylarının (Beden Kitle İndeksi BKİ=30 ve üzeri) gebelik süresince ağırlık kazınımı ise 7 kg. olmalıdır.

 

Gebelik süresince alınacak günlük enerjinin yaklaşık %5’i protein, %30’u yağlar ve %60’ı da kompleks karbonhidratlardan sağlanmalıdır.

 

SAĞLIKLI NESİLLERİN İLK ADIMI ANNE KARNINDA BAŞLAR…

Giresun Özel Kent Hastanesi - Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon - 0 454 212 18 28

 

İNME (FELÇ=HEMİPLEJİ)
Özel Giresun Kent Hastanesi doktorlarından Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm.Dr.Ersun BAŞ, halk arasında “İNME” olarak da bilinen Kısmı Felç hakkında bilgilendirmede bulundu.
İnme yüksek oranlardaki görülme sıklığı ve ölümcüllüğü ile toplumda büyük bir kesimi etkileyen ve hayatta kalan kişilerde özürlülüğe yol açan önemli bir sağlık sorunudur.
İnme, beyin damarlarının tıkanması veya yırtılmasından kaynaklanan motor kontrol kaybı, his bozukluğu, denge bozukluğu, konuşma ve diğer beyin fonksiyon kayıplarından komaya kadar gidebilen klinik tablolarla karakterize bir hastalıktır.
İnme, yetişkin yaşamın nörolojik hastalıkları arasında sıklık ve önem açısından ilk sırada yer alır. Dünyada en yaygın ciddi nörolojik problemdir. ABD ve diğer batı ülkelerinde kalp hastalıkları ve kanserden sonra en sık görülen üçüncü ölüm nedenidir.
İnme, erkeklerde kadınlara göre % 19 oranında daha fazla görülmektedir. Görülme sıklığı yaşla birlikte artar, esas olarak yaşlı insanların hastalığıdır. Fakat % 28 oranında da 65 yaş altında görülür.
Birçok hastalıkta olduğu gibi inme hastalığında da birtakım risk faktörleri vardır. Bunların bilinmesi hastalığın önlenmesi açısından son derece önemlidir. Yaş, cinsiyet, ırk ve aile hikayesi gibi faktörler değiştirilemeyen risk faktörlerindendir. Değiştirilebilen risk faktörlerinin en başında hipertansiyon gelmektedir.160/95 mm Hg üzeri kan basıncı olan kişilerde inme riski artmaktadır. İnmedeki bir diğer önemli risk faktörü aterosklerotik kalp hastalıklarıdır. Koroner arter hastalığı olan kişilerde inme riski iki kat artmıştır. Kalp kapak hastalıkları da özellikle beyine emboli yapması sebebiyle önemli bir risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Son yıllarda toplumda giderek artan oranlarda görülmekte olan diyabet (şeker) hastalığı da inme riskini iki kat artırmaktadır. Sigara içme alışkanlığı, yüksek kan kolesterol seviyeleri, obezite (şişmanlık),bazı kanama bozuklukları da inme için birer risk faktörüdür.
İnme nedenleri iskemik (tıkanma) ve hemorajik (kanama) olmak üzere iki temel grupta incelenebilir. Bu iki gruptan ise daha çok tıkanmaya bağlı inme vakalarını görmekteyiz.
Bu hastalarda görülen şikâyetler ve klinik bulgular etkilenen damarların büyüklük ve anatomik yerleşim özelliklerine, kanama veya tıkanmanın şiddetine göre değişmektedir. Genellikle beyin fonksiyonlarının etkilenmesi, hafıza ve dikkat bozuklukları, konuşma ile ilgili bozukluklar, planlı motor becerilerin yapılamaması, denge bozukluğu, beslenme ve yutkunma zorlukları, duygu durum değişiklikleri ve en önemli ve sık olarak da vücudun bir tarafında görülen güçsüzlüktür (felç hali).
İnme geçiren bir hastanın tanısı ve hastalığının sebebi detaylı bir hekim muayenesi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme (MR), anjiografi, doppler ultrasonografi ve bazı laboratuar tetkikleri ile sayesinde anlaşılmaktadır.
İnme geçiren hastaların tedavileri öncelikle hastanelerin Nöroloji klinikleri tarafından yapılmaktadır. Hastalar uzman hekimlerinin önerdiği süre kadar yatırılarak tedavi edilirler. Daha sonra ise durumu iyi olan hastalar medikal tedaviler ve doktorlarının önerileri ile beraber taburcu olurlar. İnme tedavisinde FTR hekimlerinin rolü ise hasta daha Nöroloji kliniğinde yatırılmakta iken erken dönemde başlayıp taburculuk sonrası ise FTR kliniklerinde yatırılarak veya ayaktan tedavi programları planlanarak devam etmektedir.
Rehabilitasyon inmeli hastanın akut döneminde başlanan, postakut dönemin yanı sıra topluma, eve, işe geri dönüş ve ömür boyu izlemi içine alan aktivitelerin tümü olarak ele alınmalıdır. Bu hastalardaki ilk hedef, hastanın olabildiğince bağımsız yaşayabilmesini sağlamaktır. Kapsamlı bir rehabilitasyon programı ile birlikte bu hastaların çoğu yardımsız, bir kısmı ise az bir yardımla yürüyebilir hale gelmektedir.
İnme geçiren hastalarda mümkün olan en erken zamanda rehabilitasyona başlanmalıdır. Erken rehabilitasyon daha sonra oluşabilecek komplikasyonları önleyebilmek için son derece önemlidir. Bu hastalarda ilk zamanlarda etkilenen vücut yarısında tam felç hali vardır. Bu dönemde hastaya pasif egzersizler dediğimiz hareketler yaptırılır. Aynı zamanda uzun süre yatmaya bağlı oluşabilecek bası yaralarını engellemek için hastaya uygun yatak pozisyonu verilir ve hastanın pozisyonu sık sık değiştirilir. Ailenin ve hastanın tedaviye katılımı için psikolojik destek sağlanır.
Uygulanan medikal tedaviler ve yapılan bu egzersizler neticesinde durumu iyiye giden hastalar ya hastanede yatışları devam ettirilerek ya da ayaktan uygun transfer koşulları sağlanarak kapsamlı bir rehabilitasyon programına alınırlar. Burada FTR uzman hekiminin önderliğinde oluşturulan ekip tarafından hastanın tedavisi yürütülür.
İnmeli hastaların iyileşmesinde üzerinde en çok durulan konu hastanın motor fonksiyonlarının iyileşmesidir. Yani etkilenen vücut tarafındaki kolunu, bacağını hareket ettirmesi, eski kas gücüne kavuşabilmesi, dengesini sağlayabilmesi ve nihayetinde hastanın yürüyebilmesidir. Bu iyileşme erken dönemde daha hızlıdır. Genellikle ilk üç ayda gerçekleşir ve altıncı aya kadar devam edebilir. Bu sebeple inme geçirmiş bir hastanın mutlaka erken dönemde bir FTR hekimine başvurması ve rehabilitasyon programının başlatılması uygun olacaktır.

Giresun Özel Kent Hastanesi - Ruh Sağlığı ve Hastalıkları - 0 454 212 18 28

  

RUHSAL HASTALIKLAR: DOĞRULAR VE YANLIŞLAR

Özel Giresun Kent Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.İsmail ÇETİN Ruhsal hastalıklar konusunda bilinen doğrular ve yanlışlar konusunda açıklamalarda bulundu.         

            İnsanoğlu tarihsel süreç boyunca bilmediği her şeyden korkmuştur ve bu yeni durumlara, kendi zihin yapısına ve yaşadığı döneminin bakış açısına göre açıklamalar getirmeye çalışmıştır. Bu gün bize çok saçma ve akıl almaz olarak gelen bazı bilgilerin kendi dönemi içinde doğru ve bu bilgilere inanan insanların, normal zekada insanlar olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu noktadan hareketle sizlere bu yazıda ruhsal hastalıklar hakkında doğru bilgiler vermeye ve zihinlerde yerleşmiş hatalı bilgilerin doğrusunu ulaştırmaya çalışacağım.

 

Ruhsal hastalık nedir? Psikiyatristler ruhu mu tedavi eder?

            Psikiyatri uzmanlarının devletçe kabul edilmiş resmi unvanları Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı’dır. Bu unvanda geçen ruh kelimesi birçok insan için kafa karıştırıcı olabilmektedir. Öncelikle vurgulamamız gereken bir husus var ki o da, psikiyatrinin anladığı manada ruh ile dini anlamda kullanılan ruh kavramlarının aslında birbirinden tamamen farklı kavramlar olduğudur. Yabancı kaynaklardaki mental hastalıklar (akılla ilgili) kavramı bizde ve bazı doğulu ülkelerde daha ziyade ruhsal anlamında kullanılmıştır. Arap ülkelerinde ise psikoloji ‘ruh bilimi’ değil, ‘nefis bilimi’ adıyla anılmaktadır.

İnsan beyninde duygu, düşünce, algı, uyku gibi fonksiyonları düzenleyen, nöron (beyin hücresi) adı verilen hücrelerin oluşturduğu merkezler vardır. Bu merkezler arasındaki ilişkiler kimyasal iletici (nörotransmitter) adı verilen bazı kimyasal maddelerce sağlanır.  Bu nörotransmitterler oldukça fazla sayıdadır ve en çok bilinenleri seratonin, dopamin, adrenalin ve noradrenalindir. İşte ruhsal hastalık denilen durumlar, bu merkezlerin arasındaki biyokimyasal dengesizliklerden kaynaklanır ve bu biyokimyasal dengesizlikler düşünce, algı ve davranışta bazı bozulmalara yol açar ve sonuçta psikiyatrik rahatsızlıklar ortaya çıkar. Bu süreci etkileyen faktörler arasında ise, doğuştan gelen genetik yatkınlık, çocuklukta aile ve yakın çevreden edinilen baş etme becerileri, yaşam koşulları ve kültürle ilgili unsurlar yer almaktadır. Öyle ki kültürel unsurlar hem hastalığın ortaya çıkışıyla, hem de tedavi süreciyle doğrudan ilişkilidir. Ruhsal hastalık oluşturma sürecine etki eden durumlar arasında alkol ve madde kullanımını da özellikle belirtmekte fayda vardır.

Buradan çıkarılması gereken sonuç şudur: bizim ruhsal hastalık dediğimiz durumlar aslında beynimizde hücresel düzeyde ortaya çıkan bozukluklardır. Yani gerçekte hastalanan ruhumuz değil, beyin hücrelerimiz yani nöronlarımızdır. Biz psikiyatristler olarak ruhları tedavi etmiyoruz; nöronları tedavi ediyoruz cümlesini kullanmak çok da yanlış olmayacaktır.

 

Psikiyatri ilaçları ağır ilaçlar mıdır? Bağımlılık yaparlar mı?

İlaçların ruhsal hastalıkların tedavilerinde aktif bir şekilde kullanımları 1950’li ve 1960’lı yıllarda başlamıştır. Bu yıllarda şizofreni ve depresyon tedavisinde kullanılmaya başlayan bazı ilaçları bizler bu gün sınırlı da olsa kullanmaya devam ediyoruz. Bu gün çok sınırlı kullandığımız bu ilaçların ilk kullanılmaya başlandıkları yıllarda ruhsal hastalıkların tedavisinde çığır açtıklarını ve birçok akıl hastanesinden, hastaların taburcu edilmesinin yolunu açtıklarını da unutmamak gerekiyor.  O dönemlerde kullanılan birçok ilaç ise yan etkilerinin yoğun olması sebebiyle kullanımdan kaldırılmıştır.

Sadece ruhsal hastalıkların tedavisinde değil, tüm ilaçlar için ağır ilaç kavramı yerine asıl önemli olan kavram ilacın gerekli olup olmadığıdır. Bugün şizofreni tedavisinde kullandığımız klozapin adlı ilacı hastaya reçete ederken bunu hasta ve yakınını yazılı olarak bilgilendirerek veriyoruz. Çünkü bu ilaç, yüz hastanın birisinde, kanda mikroplarla savaşan akyuvar adı verilen hücreleri azaltabiliyor ve ciddi enfeksiyonların gelişimine sebep olabiliyor. Bu nedenle ilk 5-6 ay boyunca her hafta kan tahlili yaparak ilacı kullanıyoruz. Bu açıdan bakılırsa bu ağır bir ilaç gibi görünebilir.  Ama aynı ilacın hiç bir tedaviye cevap vermeyen şizofreni hastalarının bir kısmında dramatik düzelme sağlaması, onun aslında kontrollü kullandığında ne kadar faydalı olduğuna da işaret etmektedir.

Ruhsal hastalıkların tedavisinde özellikle son 20-30 yıldan beri, hastanın yaşam kalitesini bozmayan ve günlük ve mesleki aktivitelerine engel olmadan, hastayı hayatın içinde tutarak tedavi edebilecek ilaçların geliştirilmesinde çok ciddi adımlar atılmıştır. Bundan 15-20 yıl önce 2-3 ay hastaneye yatırıp 2-3 ay rapor vererek yaptığımız birçok tedaviyi artık, 1-2 haftayı geçmeyen kısa istirahat ve hastaneye yatışlarla tedavi etme noktasına ulaşmış bulunmaktayız. Çünkü artık kullanılan birçok ilaç hastayı uyutmadan, dikkatini bozmadan, günlük yaşamın içinde tutarak tedavi etmemize olanak sağlamış durumdadır.

Ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar özel reçetelerle hastaya verilir. Aslında bunun amacı, bu tür ilaçların, ilaçları tedavi amacı dışında kullanan insanların eline geçmesini önlemeye yarayan bir tedbirdir. Hastasını muayene eden bir psikiyatrist, ilaç kötüye kullanma riskini de değerlendirecek ve tedavisini buna göre düzenleyecektir. Bu tür ilaçların tedavide etkili ve faydalı şekilde kullanılabileceği bir süre vardır ve bu süre aşılmadıkça bağımlılık riski son derece düşüktür. Bağımlılık riski ancak tedaviyi doktoru ile işbirliği içinde olmadan sürdüren hastalar için söz konusu olabilen bir durumdur. Günde bir paket sigara, haftada 5 gün alkol tüketen bir hastanın, ‘hocam bu ilaç bağımlılık yapmasın’ söylemine, biz genelde gülümseme ile karşılık veririz.

 

Psikolog ve psikiyatristin farkı nedir? Psikiyatristler sadece ilaçla mı tedavi eder?

Psikiyatri uzmanları tıp doktorudurlar ve Tıp Fakültesi eğitiminin üzerine 4 yıl süreyle ruhsal hastalıklar konusunda eğitim alarak uzman olurlar. Psikologlar ise Fen Edebiyat Fakültelerinin psikoloji bölümünü bitirtirler ve belirli bir süre klinik eğitimi alarak klinik psikolog olarak mesleki yaşamlarına devam ederler. Aslında gelişmiş bir ruh sağlığı hizmet biriminde ruhsal hastalıkların tedavisinde pskiyatristler ve psikologlar bir ekip olarak çalışırlar.  Ne yazık ki ülkemizde ancak sınırlı sayıda birimde gerçek anlamda bu tür koordineli hizmet üretilebilmektedir. Birbirinden bağımsız olarak çalışan psikolog ve psikiyatristlere başvuran hastaların hastalık şiddeti de farklılıklar göstermektedir. Psikiyatristlere ilaç kullanma gerekliliği daha yüksek olan orta ve ağır kategorideki hastalar başvururken, psikologlara ise genellikle hafif ve orta hastalık şiddetindeki hastalar başvurmaktadır. Bu durum psikiyatristlerin ilaçla, psikologların ise konuşmayla tedavi yaptığına dair yanlış bir inancın zihinlere yerleşmesine yol açmıştır. Devlet hastanelerinde sınırsız sayıda hasta muayene etmek zorunda bırakılan psikiyatri uzmanları, zaman içinde zorunlu olarak tedavide ağırlıklı olarak ilaç kullanmaya başlamışlardır. Günümüzde artık psikiyatri uzmanlarının çok büyük bir kısmı, uygun şartlar sağladığında,  psikoterapiyi hastalıkların tedavisinde kullanabilecek düzeydedir.

 

Depresyon psikiyatrinin soğuk algınlığı mı? Depresyon ilaçları etkisiz mi?

Depresyon tüm dünyada en yaygın görülen ruhsal hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü normlarına göre, bir hastalık dünyada ne kadar yaygın görülüyorsa, ne kadar işgücü kaybına, ne kadar ölüme yol açıyorsa o kadar ciddi bir hastalıktır. İnsanların % 25’i yaşamları boyunca bir dönem depresyon yaşar. Günümüzde depresyon kelimesi günlük yaşamda çok sıklıkla kullanılmakta olup, bu kullanımların çoğu yanlış belirtileri depresyon olarak nitelemektedir. Psikiyatristler depresyon denildiğinde, en az 2 haftadan beri devam eden ve sabahtan akşama kadar süren zevk alamama ve sevilen aktivitelere olan ilgi kaybına ek olarak unutkanlık, uykusuzluk ya da aşırı uyuma, iştahsızlık ya da aşırı yeme, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu, intihar düşüncelerinin eşlik ettiği bir dizi belirti algılarlar. Bu belirtilerden intihar düşünceler oldukça önemlidir ve ölümle sonuçlanmış bir intihar girişimi sadece depresyonlu hastanın yakınları açısından değil, toplumsal ve sosyal açıdan da çok ciddi sonuçları olan bir durumdur.

Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar konusunda da oldukça yanlış bilgiler mevcuttur. Bazı insanlar bu ilaçları mutluluk ilacı gibi algılarken, bazıları da faydasız ya da gereksiz ilaçlar olarak niteleyebilmektedir. Gerçekte depresyon ilaçları hafif düzeyli depresyonlarda etkinliği son derece sınırlı olan ama ağrı depresyonlu hastalarda tedavide etkinlikleri artan maddelerdir. Bu nedenle hafif depresyonlarda sadece psikoterapi tedavide yeterli olabilirken, depresyon ağırlaştıkça uygun doz ve sürede depresyon ilacının da psikoterapiye eklenmesi gerekir. Maalesef psikiyatrist kontrolü dışında kalan çoğu hasta, bu ilaçları etkin olmayan dozda aylarca, bazen de yıllarca gereksiz bir şekilde kullanabilmektedir. Buna mukabil depresyon ilaçları, tekrarlayıcı depresyonu olan bazı hastalarda çok uzun süreler ve hatta ömür boyu da kullanılabilmektedir.

 

Şizofreni tedavi edilebilir mi? Şizofreni genetik bir hastalık mıdır?

Şizofreni dünyanın hemen her tarafında % 1 oranında görülen ciddi bir ruhsal hastalıktır. Genellikle gençlik döneminde başlar ve hastaların önemli bir kısmında özellikle tedavisiz kaldığında, ilerleyici ve kişinin işlevselliğini belirgin derecede bozan bir hastalıktır. Hastalık hezeyan denilen düşünce bozuklukları, hallusinasyon denilen algı bozuklukları, konuşma ve davranış bozuklukları ile seyreder. Anne ya da baba da şizofreni varsa, çocukta ortaya çıkma ihtimali 5 kat artar; yani anne babadan birisi şizofreni ise çocukta ortaya çıkma ihtimali % 5 tir.

Şizofreni tedavisinde ilaçlar önemli bir yer tutarlar. Günümüzde kullanılan ilaçlar önceden kullanılan ilaçlara göre yan etkileri daha az olan ilaçlardır ve hastaların toplum içinde kullandığı ilaçla tanınmadan yani damgalanmadan tedavi edilmesine imkan sağlarlar. Bir kısım hasta günde sadece bir tane ilaçla ya da ayda bir defa yaptırdığı bir iğne ile yaşamını ve mesleğini rahatça sürdürebilmektedir. Ancak buradan şizofreni tedavisini sadece ilaç tedavisi gibi algılamamak gerekir. Şizofreni zihinsel anlamda yıkıma da yol açabileceğinden, hastaların günlük yaşama uyumunu artırıcı rehabiltasyon tedavilerinin mutlaka tedaviye eklenmesi gerekir. Bu amaçla kurulan Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri son dönemlerde çok başarılı çalışmalara imza atmaktadırlar.

 

Ruhsal hastalıkların tedavisinde dini telkinlerin yeri nedir?

Yazımızın başında ruhsal hastalıkların aslında nöronlarımızın yani beyin hücrelerimizin hastalıkları olduğundan söz etmiştik. Bu gün bir epilepsinin tedavisinde, bir felç hastalığının tedavisinde dinsel yaklaşımlar ne kadar etkinse;  ruhsal hastalıkların tedavisinde de gerçekte o kadar etkindir. Oysa bu gün İslam dininin kötü kullanıcıları olan bir çok kişi, bu tür hastalığı olan insanlara, ‘senin içine cin girmiş, cinin üzerine idrarını yapmışsın, cinin çocuğunun belini kırmışsın’ gibi saçma sapan söylemlerde bulunabilmektedir ve bu tür söylemlerin Ortaçağ Avrupa’sından hiç de farklı bir yaklaşım olmadığı aşikardır. Dini yaklaşımlar sadece telkine müsait olan bir grup hastada başlangıçta etkin gibi görünebilirse de, uzun vadede aslında tedaviyi olumsuz etkilemektedirler. Onlu yaşların başlangıcında olan bir çocuğa, yaşadığı belirtilerin cinlerden kaynaklandığını söylemek, o çocuğun bütün hayatını etkileyecek bir dizi olumsuz gelişmelerin ilk basamağını oluşturacaktır. Felak ve Nas sureleri, Allahtan şifa dileyen herkesin kolayca öğrenip okuyabileceği surelerdir ve bunun için bir aracıya da gerek yoktur.